Tek sayfa (2 sütun)

Feragat Gelmişem Fani Cihandan

Diyarbakır

Feragat gelmişem fani cihandan hasm-i canandır

Ne bilsün mihribanlık resmin ol kim ehl-i nadandır

Felek dil-hahım üze dönmedi bergeşte devrandır

Nihal-i nazenimden cüda halim perişandır

Benim gönlüm kızıl gül gonçesi veş dopdolu kandır

Açılmak ihtiyar etmez eğer yüz bin bahar olsa

Bu bağın serv-kad bir lale-i zarımdan ayrıldım

Dıraht-i ömrümün şirin sühanbarımdan ayrıldım

Melamet eylemem Allah içün yarımdan ayrıldım

Hakikat rahının Mansur'iyam darımdan ayrıldım

Benim gönlüm kızıl gül gonçesi veş dopdolu kandır

Açılmak ihtiyar etmez eğer yüz bin bahar olsa

Firak-i düd-i hasrettir çıkan kandili canımdan

Semada kat-be-kat ebri bahar olmuş dehanımdan

Göreydi hüznümü Ya'kuub firar eylerdi yanımdan

Dem-a-dem burümuz eyler sada hep üstühvanımdan

Benim gönlü kızıl gül gonçesi veş dopdolu kandır

Açılmak ihtiyar etmez eğer yüz bin bahar olsa

Nihani şem'-i aşka yanmağa pervaneyim şimdi

İçi dildar ile memlu dışı biganeyim şimdi

Bırakmak ah u zarı hasrete gamhaneyim şimdi

Felek camında sem nuş etmişem mestaneyim şimdi

Benim gönlüm kızıl gül gonçesi veş dopdolu kandır

Açılmak ihtiyar etmez eğer yüz bin bahar olsa

Kaza peykanına nagah ciğerparem siper oldu

Nişane uğradı takdir-i Rabbani yerin buldu

Açup Per murg-ı ruhu Bağ-i Firdevs'e revan oldu

Terehhüm etmedi bu natüvanı yakdı yandırdı

Benim gönlüm kızıl gül gonçesi veş dopdolu kandır

Açılmak ihtiyar etmez eğer yüz bin bahar olsa

Saladır ehl-i aşka cem olup divanı görsünler

Saray-ı halvete hükmeyleyen sultanı görsünler

Melamet hırkasında gizlenen uryanı görsünler

Hele vaktim yok imdi Sırrı-i suzanı görsünler

Benim gönlüm kızıl gül gonçesi veş dopdolu kandır

Açılmak ihtiyar etmez eğer yüz bin bahar olsa

Kaynaklar: Mustafa Beybur