Türkü

Halil'in Mehmet Ağa'nın Ağıdı

Kayseri

Sözler

Yazı tipi, satır ve paragraf aralığını yan panelden ayarlayabilirsiniz.

Çektim de sikke çıkmadı

Kırık kollarım kalkmadı

Sultan martinimi getir

Kardeş kardeşe bakmadı

Annacımız Kızılkaya

Oğlan benzer doğan aya

Akşam Tomarza'dan geldi

Bakamadım doya doya

Halil A'nın Mehmetoğlu

Belinde kılıcı zağlı

Ell'atlıya benim demez

Küçük cura anamoğlu

Sabahanan tan yüzüne

Vurdum dizime dizime

Türlü bohçalar bozdurur

Öksüzler bakar gözüne

Al atının burnu göğde

Düşmanına kurar bağda

Böyle aslan gördünüz mü

Hemi boz da hemi beğde

Aldım yüzüme keteni

Geldim utanı utanı

Kim küstürmüş kim darıltmış

Söyledemedim Sultan'ı

Altında da ala atlar

Sağ yanında altıpatlar

Düşmüş tarlanın içine

Kanını yalamış itler

Azziye'de emmim beyler

Sezdirmez de uğrun ağlar

Al at haykırıp çıkınca

Zenzeleye gidik dağlar

Akşam Tomarza'dan geldim

Baktım amma doyamadım

Dilim dişim kitlendi de

Kara Mansur diyemedim

Azziye'ye vardımıdı

Mızıkalar çalınıyor

Seni vuran Çerkezler'e

Binbaşılık veriliyor

At altımda alçak geldi

Sıyırma yoldu kolumu

Ana bana ar değil mi

Kıl palaz soydu belimi

Sabah oldu kalkmaz mısın

Tan yüzüne bakmaz mısın

Uyan Memmet sabah oldu

Ur Allah'tan korkmaz mısın

Başında gülgülü yazma

Fermanlısın burda gezme

Kapıyı atlı çevirdi

Gafil durup kuşak çezme

Azziye'ye vardımıdı

Ballar gelir tabak tabak

Kırılasın Avşar Eli

Memmet gitti başı kabak

Umucular geld' oturdu

Davran sar' aslanım davran

Bin atına ılgar eyle

Gezbel'den aşıyor kervan

Çadır görülmez atlıdan

Kahvaltı verir tatlıdan

Düşmanlara yer yazmışlar

Sar' artlas sade kutmudan

Yağmur yağar yaş altına

Kalem oynar kaş altına

Memmet Bey'e bir kız aldım

Her bakması beş altına

Erciyes'ten duman kalktı

Herkes harmanına koştu

Sabahanan tan yüzüne

Evimi başıma yıktı

Yıldırım gibi görünür

Yürüyünce yer yarılır

Söğüt gibi sallanır da

Kekili iki bölünür

Gören duyanı dillensin

Ala beşiğim sallansın

Kanlı salacam geliyor

Mustafa Bey'im atlansın

Al at kır atın ayarı

Güne koymuşlar eyeri

Sağ yanından kurşun değmiş

Yoktur boynunun hayırı

Tan yüzüne tan yüzüne

Elimi vurdum dizime

Çadırda bohça bozulur

Yetimler bakar gözüne

Ilık ılık bir su akar

İçsem ciğerimi yakar

Memmet Bey'i öldürmüşler

Kardeşleri damdan bakar

Kahpe felek kul oluyum

Körpe oğlu var kucakta

Tüfeğimi aldım amma

Hamaylım kaldı bucakta

Biner atını yeldirir

Yelkeslni yel kaldırır

Yiğitliğin şerefidir

Hem ölür hemi öldürür

Al atının alnı sakar

Sakar da yıldıza bakar

Hotacı kullar oluyum

Meydanda ezdirir şeker

Sultan gelin kıyma kıyar

Ağ elleri soğan soyar

Hepimiz Araphasanlı

Hangimiz Memmet'e uyar

Söğüt gibi sallanıyor

Kekil iki parlanıyor

Kıl palaza sarmışlar da

Adam elden arlanıyor

Karlı dağların aşıdı

Yanıma aldım düşüdü

Hasan değil Battal değil

Memmet oğlumun çeşidi

Derimevini kurdular

Kara çadırı derdiler

Sabahınan gün burnuna

Battal Memmet'i vurdular

Altında atı yel gibi

Cebinde harçlık sel gibi

Umucuya altın verir

Altın yanında pul gibi

Akıll'oğlum sürmel'oğlum

Sırtı başı sırmal'oğlum

Düşman kapıya gelince

Onun birin' vurmal' oğlum

Atladılar taştan taşa

Martin vermiş vali paşa

Hemi atar hem öldürür

Yaşa aslan oğlum yaşa

Çuha yelek işlik Şam'dan

Giyer de salınır efen

Kör ederim al at seni

Yıldıza değiyor kafan

Dibeğ'nizi dillendirrim

Bebenizi oynadırım

Söyle hey köpeyin kızı

Taş olsa da söyledirim

Eviniz yurdundan göçer

Deven oynayı oynayı

Memmet Beyim'i vurmuşlar

Tüfek kaynayı kaynayı

Maşlahın' çapraz vurur

Al at bir hoş hodul yürür

Umuculuğa bey kardeşim

Hil'at giydirir at verir

Üç ay oldu kekil geldi

Anam saklayıp vermiyor

Acı ile bir dert oldum

Vallahi gözüm görmüyor

Ocakta kahve kavrulur

Dumanı göğe savrulur

Kuşlar tünekten uçmadan

Memmet anadan ayrılır

Değirmene diktim söğüt

Oba verse almam öğüt

Dört oğlanın bir içinde

Memmet'im bir çelen yiğit

Yekindim konağa vardım

Merdivenine dayandım

Ateş düştü yanıyorum

Konağım senden usandım

Kaynaklar

Mehmet Uydaç

Kaynak notu: Ağıt. Söyleyen: Anası ve öteki kadınlar. "Çektim de sikke çıkmadı": Kemal Sadık Göğceli (Yaşar Kemal), bu dizeyi "Çektim de nalbant çıkmadı" biçiminde yazarak anlamsızlaştırmıştır. Kaynak kişiler: Mehmet Uydaç (1326), Yalak (Yeşilkent), Sarız; Ahmet Şükrü Esen (P. N. Boratav - R. Dor) - Anadolu Ağıtları. Sikke, atı bağlamak için yere çakılan ucu sivri demir; Martin, tek kurşun atabilen tüfek; Zağlı, keskin, ucu sivri; Elli atlıya benim demek, meydan okumak; Cura, bir çeşit doğan kuşu. Doğan kuşunun dişisi, erkeğine baz denir; Bağda, çelme; Keten, bir çeşit başörtüsü, ketenden yapıldığı için bu adla anılır; Altıpat, toplu tabanca; Azziye, Pınarbaşı ilçesi; Uğrun, gizli; Zenzele, zelzele; Kara Mansur: İhbarcı olacak; Sıyırma, dikenli bir bitki, deve dikeni; Kıl palaz, keçi kılından dokunan çul. Sergi ve çadır olarak da kullanılırdı, giyecek olarak da; Ul'allah, Ulu Tanrı; Gülgülü, gül renkli, kırmızı; Fermanlı, hakkında padişah buyrultusu olan; Kuşak çözmek, birisiyle cinsel ilişkiye başlamak. Söylenir ki Mehmet Bey o sıralar karısıyla yatmaktadır; Avşar eli, Avşar köyleri; Kırılasın, bir ilenme, sitem sözü; Başı kabak, başı açık. O sıralar müslüman erkeklerinin başı çeşitli giyeceklerle örtülür. Hıristiyan ve öteki dinden olan erkeklerin başı açık olurdu. O yüzden başı açıklık ayıp sayılırdı; Umucu, muhtaç, dilenci; Ilgar, atın dörtnala koşması; Gezbel, Tomarza, Tufanbeyli arasında bir yer adı; Sar'atlas, sarı atlas, bir tarafı parlak ipekli kumaş; Kutmu, kutnu, İpekli karışık bir çeşit dokuma (o sıralar bunların her evde bulunmadığı bilinmeli); Kekil, kakül; Salaca, cenaze, tabut; Damdan bakmak, kardeşlerinin korktukları ima ediliyor. İçeriden bakıyorlar, gelip yardımcı olmuyorlar, sitem; Bucak, çayır; Hotacı, alkışçı, güldürücü; Şeker ezdirmek, o zamanlar ülkede şeker fabrikası yoktu. Yurt dışından getirilen "kelle şekerler" kırılarak yiyeceklere atılırdı; Araphasanlı, Avşar'ın Araphasanlı oymağı; Aşıt, dağların sarp yamacı; Düşüt, düşüp ölünen yer, mezar; Çeşit, özellikleri olan, iyisi; Derimevi, büyük ev, bey evi, büyük çadır; Çuha, ince ve sık dokunmuş yün kumaş; Efe, fes, festeki püskül; Dibeğ'nizi, dibeğinizi; Köpeyin, köpeğin, bir azarlama sözü; Maşlah, maşlak, meşlek, bir çeşit kolları geniş palto; Hodul fodul, kendini beğenmiş, cakalı; Hil'at, kürk; Oba, el, başkaları; Çelen, uzun boylu ve yakışıklı anlamlarına gelmektedir. Öyküleriyle Ağıtlar - Ahmet Z. Özdemir, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları: 1626, Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları: 213, Halk Edebiyatı Dizisi: 45, Birinci Baskı, Milli Kütüphane Basımevi, Ankara - 1994, s.177-178-179-180-181-182-183-184. Sözleri Evren Seçkal tarafından gönderilen bu türkü 1.915 defa görüntülenmiştir. «Halil'in Mehmet Ağa'nın Ağıdı» isimli türküye ait hikaye kaydı bulunmaktadır.

Kaynağı aç

Bu sayfada bir sorun mu gördünüz?

Hata bildir