Tek sayfa (2 sütun)

Küçükkavak Köyü'ne Ağıt 4

Mucur

Köyüm Küçükkavak tozlu yolları

Bir ömür tüketen garip halları

Anlatayım devrilen çınarları

Dallar yaprağını döktü de gitti

Çok gıt hatırlarım zatı geçmişi

Aşık Veysel gibi tütün içişi

Evladının peşinde göçtü bu kişi

Arif'a Ali'ye yandı da gitti

Çay yolunda bağ beklerdi bir dede

Atının önüne çıkana lira vermede

Tez gömdüler Murad'ım görmede

Mernmet Kâ hayalle avundu gitti

Boyu ufacıktı sevimli zattı

Kızı Fati ile çok sığır güttü

Kırşehir'de valiyi elde etti

Aşır'a Yurum'a küstü de gitti

Babayiğit ama hep karnı açtı

Bir paket türüne tarlayı sattı

İççim Sultan'a da çok dayak attı

Koca Hüseyin kör pişman utandı gitti

Talih kuşu omuzuna konmadı

Ne motoru ne kendisi onmadı

Elif bacıyla az Çin askeri kırmadı

Paslı da Mustafa'sına güvendi gitti

Vakti zamanında seferberlikmiş

Askerdeyken Emin'ini kaybetmiş

Herkes düzde yorar o gende gitmiş

Ali Çavuş eşekten düştü de gitti

Maraşalım derdi saçları aktı

Su içer dedikçe depeye dikti

Alamadı Haçça'yı boynunu büktü

Hacasan boş aşka aldandı gitti

Tarlası satıldı çifti bozuldu

Oğlunun tornunun sözüne uydu

Otuz yıllık sakal kökten toz oldu

Apisef İstanbul'u tattı da gitti

Çok iyi komşuydu hem de neşeli

İncitmez kimseyi açıktı eli

Cahiller elinde yetti eceli

Bâ Gardaş iki oğlunu aldı da gitti

Felek güldürmedi ağladı durdu

Genç oğullarını toprağa verdi

Yatalaktı her yanını dert sardı

Karagıcık deriye sarıldı gitti

Oğlu Sülük askerde vefat etti

Felek Şahan'ının belini büktü

Kamil'i kayboldu karı terketti

Sali'a kafirim billa dedi de gitti

Hep doğru söylerdi gerçek biçerdi

Kuru ekmek yer soğuk su içerdi

Seksen yıllık ömrünü taşla geçirdi

Daşçı Osman inadını etti de gitti

Kadir olmaz konuşulan her lafa

Yareninde göremedi bir vefa

Yürürken tepçirdi Dişsiz Mustafa

Tabutunu dört el tuttu da gitti

Köyün zenginiydi şu Omar Ağa

Güneşlerde sırtını verir toprağa

Az da olsa tereyağla kaymağa

Pekala dilini bandı da gitti

Misafir severdi hanesi şendi

Şekure bibiye karavrat derdi

Yenildi acıya bir nüzul indi

Aptulla Çavuş'un eli titredi gitti

Öküzleri karısından kıymetli

Ev damı dolabı asma kilitli

Yürüceğe göçtü şu Koca Veli

Hacı Omar'a kız olaydın dedi de gitti

Hoş sohbet adamdı aldım destana

Kır bekçisi durdu bağa bostana

Beş karı az geldi Abit Osman'a

Gök göz bıyığını domalttı gitti

Düzgün yaşadı hiç düşmedi acıya

Değer verdi eşyasına çocuğa

Yusuf Emmi kıymazdı Döne Bacıya

Mesela efendime söyleyim dedi de gitti

Bir gece eşeğini hırsız götürdü

Hüsne ebenin üstüne ferik getirdi

Tuz yollarında ömrünü bitirdi

Topal Abbas yüksekten uçtu da gitti

Şu çarpık düzenin tufanı bastı

Dünyaya darıldı talihe küstü

Şevket de sonunda kendini astı

Velhasıl ocaklar battı da gitti

Her gideni yazmak gerek değildir

Saygı duydum yazdım yermek değildir

Gayem isimleri vermek değildir

Daha niceleri rahmete gitti

Hepsi çile çekti kendi nalınca

Ersinler huzura cennet bulunca

Bizler bir gün kara toprak olunca

Derler ki Abdullah yazdı da gitti

Kaynaklar: Abdullah Altınok — Mazhar Dündar, Mucur, Karakuyu Köyü, 1954 Doğ