Normal yazdır

Kuraklık Destanı

Şarkışla

Nesini söyleyim canım efendim

Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim

Arzuhal etsem de deftere sığmaz

(Garip bülbül gibi feryad ederim)

Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

(Açılmadan soldu gülümüz bizim)

Sefil irençberin tebdili şaştı

Borç kemali buldu boynundan aştı

İntikal parası binleri geçti

Dahi doğrulamaz belimiz bizim

Fukara ehlinin yüzü soğuktur

(Sefil irençberin yüzü soğuktur)

Yıl perhizi tutmuş içi kovuktur

İneği davarı (koyunu) iki tavuktur

Bundan başka (gayrı) yoktur malımız bizim

Çok dilek diledim kabul olmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Hiç kimseye emniyetim kalmadı

Açılmadan soldu gülümüz bizim

Şu yalan dünyada hoş olamadım

Borçlardan bir kere baş alamadım

Şu küçük öküze eş bulamadım

Söylemeden aciz dilimiz bizim

Zenginin sözüne belli diyorlar

Fukara söylerse deli diyorlar

Zamane şeyhine veli diyorlar

Gittikçe çoğalır delimiz bizim

Fukara halini kimse sormuyor

Ehl-i diyanetin yüzü gülmüyor

Padişah sikkesi selam vermiyor

Kefensiz kalacak ölümüz bizim

Evlatlar babanın sözün tutmuyor

Karnım aç diyor da çifte gitmiyor

(Açım diye çift sürmeye gitmiyor)

Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor

(Çocuklar büyüdü ekmek yetmiyor)

Başımıza bela dölümüz bizim

Rençberin sanatı bir arpa tahıl

Havasın bulmazsa bitmiyor pahıl

Tecelli olmazsa neylesin akıl

Dördü bir okka dolumuz bizim

Sekiz ay kışımız dört ay yazımız

Açlığından telef olur bazımız

Kasım demeden buz tutar özümüz

Mayısta çözülür gölümüz bizim

Tahsildarlar çıkmış köyleri gezer

Elinde kamçısı fakiri ezer

(Fukara haline eden yok nazar)

Döşeği yorganı mezatta gezer

(Örtüsü döşeği mezatta gezer)

Hasırdan serilir (örülür) çulumuz bizim

Zenginin yediği baklava börek

Kahvaltıda eder keteli çörek

Fukaraya sordum size ne gerek

Düğülcek çorbası balımız bizim

Bir aşka geldik de biz bunu dedik

Üç yüz dört senesi bir sille yedik

Her nereye varsan sahipsiz gedik

Kime arz olacak halimiz bizim

Açılmadı ikbalimiz bahtımız

Şen olsun İstanbul payitahtımız

Tevellüt ellidir geçti vaktimiz

Nöbetin gözlüyor salımız (halimiz) bizim

Serdari halimiz böyle n'olacak

Kısa çöp uzundan hakkın alacak

Mamurlar yıkılıp viran olacak

Akibet dağılır ilimiz bizim

***

Farklı son dörtlük

Serdari sen gel de bu işi boşla

Çekil bir tekkeye tekbire başla

Vilayetim Sivas yerim Şarkışla

Düşmez İstanbul'a yolumuz bizim

***

Türk Halk Şiiri Antolojisi - Ali Püsküllüoğlu

Bilgi Yayınları: 224, Antoloji Dizisi: 2

Bilgi Yayınevi, Birinci Basım, Haziran - 1975

s.379-380'de eser şu şekilde aktarılmaktadır

Nesini söyleyim canım efendim

Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim

Arzuhal eylesem deftere sığmaz

Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

Sefil ireçberin yüzü soğuktur

Yıl perhizi tutmuş içi koğuktur

İneği davarı iki tavuktur

Bundan gayrı yoktur malımız bizim

Reçberin sanatı bir arpa tahıl

Havasın bulmazsa bitmiyor pahıl

Tecelli olmazsa n'eylesin akıl

Dördü bir okkalık dolumuz bizim

Benim bu gidişe aklım ermiyor

Fukara halini kimse sormuyor

Padişah sikkesi selam vermiyor

Kefensiz kalacak ölümüz bizim

Evlat da babanın sözün tutmuyor

Açım diye çift sürmeye gitmiyor

Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor

Başımıza bela dölümüz bizim

Zenginin sözüne beli diyorlar

Fukara söylese deli diyorlar

Zemane şeyhine veli diyorlar

Gittikçe çoğalır delimiz bizim

Sekiz ay kışımız dört ay yazımız

Açlığından telef oldu bazımız

Kasım demeden buz tutuyor özümüz

Mayısta çözülür gölümüz bizim

Tahsildar da çıkmış köyleri gezer

Elinde kamçısı fakiri ezer

Yorganı döşeği mezatta gezer

Hasırdan serilir çulumuz bizim

Zenginin yediği baklava börek

Kahvaltıya eder keteli çörek

Fukaraya sordum size ne gerek

Düğülcük çorbası balımız bizim

Serdarı halimiz böyle n'olacak

Kısa çöp uzundan hakkın alacak

Mamurlar yıkılıp viran olacak

Akibet dağılır ilimiz bizim

***

Yirminci Yüzyıl Türk Halk Şairleri

Antolojisi - Emir Kalkan, Kültür Bakanlığı

Yayınları: 1295, Gençlik ve Halk Kitapları

Dizisi: 61 (Yayımlar Dairesi Başkanlığının

22.10.1991 tarih ve YAPKUR 928-1-984 sayılı

makam onayı ile birinci defa 10.000 adet

bastırılan seri), Ankara - 1991, s.39-40-41'de

eser şu şekilde aktarılmaktadır

Nesini söyleyim canım efendim

Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim

Arzıhal eylesem deftere sığmaz

Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

Sefil ireçberin yüzü soğuktur

Yıl perhizi tutmuş içi kovuktur

İneği davarı iki tavuktur

Bundan gayrı yoktur malımız bizim

Reçberin sanatı bir arpa tahıl

Havasın bulmazsa bitmiyor pahıl

Tecelli olmazsa neylesin akıl

Dördü bir okkalık dolumuz bizim

Sekiz ay kışımız dört ay yazımız

Açlığından telef oldu bazımız

Kasım demeden buz tutuyor özümüz

Mayısta çözülür gölümüz bizim

Sefil ireçberin tebdili şaştı

Borç kemali buldu boynundan aştı

İntikal parası binleri geçti

Dahi doğrulamaz belimiz bizim

Zenginin sözüne beli diyorlar

Fukara söylese deli diyorlar

Zamane şeyhine veli diyorlar

Gittikçe çoğalır delimiz bizim

Evlat da babanın sözün tutmuyor

Acım diye çift sürmeye gitmiyor

Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor

Başımıza bela dölümüz bizim

Benim bu gidişe aklım ermiyor

Fukara halini kimse sormuyor

Padişah sikkesi selam vermiyor

Kefensiz kalacak ölümüz bizim

Zenginin yediği baklava börek

Kahvaltıya eder keteli çörek

Fukaraya sordum size ne gerek

Döğülcek çorbası balımız bizim

Tahsildar da çıkmış köyleri gezer

Elinde kamçısı fakiri ezer

Yorganı döşeği mezatta gezer

Hasırdan sayılır halımız bizim

Açılmadı ikbalimiz bahtımız

Şen olsun İstanbul payitahtımız

Tevellüt ellidir geçti vaktimiz

Nöbetin gözlüyor halimiz bizim

Bir aşka geldik de biz bunu dedik

Üç yüz dört senesi bir sille yedik

Her nereye varsak sahipsiz gedik

Kime arz olacak halimiz bizim

Serdari halimiz böyle n'olacak

Kısa çöp uzundan hakkın alacak

Mamurlar yıkılıp viran olacak

Akibet dağılır ilimiz bizim

Kaynaklar: Şarkışlalı Aşık Serdari